Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk
 
AnasayfaAnasayfa  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Galatasaray

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Kemalist
Admin
Admin
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 389
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 11/06/08

MesajKonu: Galatasaray   08.06.09 9:26

Adı: Galatasaray Spor Kulübü

Kuruluşu: 1905
Sonbaharı

Kurucuları: Ali Sami Yen, Asım Tevfik Sonumut, Emin Bülend
Serdaroğlu, Celal İbrahim, Bekir Sıtkı Bircan, Reşat Şirvanizade, Refik Cevdet
Kalpakçıoğlu, Abidin Daver

Kurulduğu Yer: Galatasaray Lisesi 5.
sınıfı

İlk Renkler: Kırmızı-Beyaz ( Sonradan Sarı- Siyah ve Sarı
-Kırmızı)

İlk Lokal: Galatasaray`da Bulgar Sütçü`nün Dükkanı

İlk
Amblem: Tobler Çikolatasındaki kartal

İlk Başkan: Ali Sami Yen

İlk
Maç: Galatasaray- Kadıköy Faure Mektebi (2-0)

İlk Spor Dalı:
Futbol

İlk Şampiyonluk: İstanbul Pazar Ligi Şampiyonluğu

Kuruluş
Hedefi: " İngilizler gibi toplu halde oynamak, bir renge ve isme sahip
olmak.
Türk olmayan takımları yenmek



Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi'ndeki öncü
olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan
Galatasaray Lisesi'nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki
koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır.

Devlet
adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1482'de kurulan mektep, adını
kurulduğu bölgeden alır ve "Galata Sarayı" olarak anılmaya başlar. Okul modern
konumuna 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul' un yeniden
yapılanmasıyla birlikte, Türkiye'de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar
başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi 'Monsieur Curel'
tarafından eğitim programına konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği
taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri
sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane'de bir idman Bayramı
düzenler. Yıl 1870'tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve
madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere "kuzulu pilav" verilir.
Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını
oluşturur.

Curel'den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M.
Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra,
değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha
başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı
Türk Spor Tarihi'ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman'ın yanı sıra,
Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL'nde görev
alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında
yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman'ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler
futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve
kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL' nin Tören
Kapısı'ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür.

1901 yılında
İstanbul'da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve
İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü'nü kurmuşlar ama 1903'te
takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü'nü
oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers
takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği'ni hayata geçirmişler ve bugünkü
Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın yerinde bulunan "Union Club-İttihat Spor"
sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu
takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin
gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem
ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini
kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını "hatmetmek" ve yabancılarla boy
ölçüşmektir.

Türk olmayan takımları yenmek

Galatasaray Spor
Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen, "Ellinci Yıl" kitabında kuruluş öyküsünü şöyle
anlatır:
"1 Teşrin 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz
merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek
Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna
ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet
Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil...gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan
Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak
etmişlerdi. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de
Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu
için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle
almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu.
Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla
yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar,
bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer
vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları
yıkadığı için almıştı.

"Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde
oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları
yenmek."

Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması
yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya
varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı
ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galata Sarayı
efendileri"diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da
ismi benimserler ve "Adımız Galata Sarayı olsun" derler.

Kurucu
Listeler

1905'ten 1919'a kadar Galatasaray Spor Kulübü'ne Başkanlık
yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla
tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ıhsaiyet Defteri'nin
(Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle
sıralar: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend Serdaroğlu; 4-Celal
İbrahim; 5-B. Nikolof; 6-Milo Bakiş; 7-Pol Bakiş; 8-Bekir Sıtkı Bircan; 9-Tahsin
Nahit; 10-Reşat Şirvanizade; 11-Hüseyin Hüsnü; 12-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu;
13-Abidin Daver.

1905'te Osmanlı İmparatorluğu'nda bir dernekler yasası
bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını
bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal
bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu
üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden
ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış
ve 1 Eylül 1913'te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni
sıralaması şöyle gerçekleşmiştir: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend
Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-Bekir Sıtkı Bircan; 6-Reşat Şirvanizade; 7-Refik
Cevdet Kalpakçıoğlu; 8-Abidin Daver.

Renklerin öyküsü

Galatasaray
Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyaz'dır. Bayrağımızın renklerinden
esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından
kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle,
sarı-siyah renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray
bugünkü renklerine kavuşmuştur. Bu renklerin öyküsünü Ali Sami Yen'den
dinleyelim:
"Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı'daki Şişman
Yanko'nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri,
vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan
tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını
birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine
benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi
olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor
ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim
de öyle oldu." Buna karşılık kuruculardan Bekir Sıtkı, söz konusu renklerin Gül
Baba'nın II.Beyazıt'a verdiği sarı ve kırmızı güllerden esinlendiğini ileri
sürer.

Galatasaray Lisesi talebelerinden Ayet Emin'in çizdiği Galatasaray
amblemi, eski Türkçe şekli ile ;





Galatasaray ' ın ilk amblemi, 333
Şevki Ege tarafından çizildi. Bu, ağzında futbol topu olan kanatları gerili bir
kartaldı. "Kartal", Galatasaray'lıların üzerinde durduğu bir amblem örneğiydi.
Ancak, kartal adı benimsenmeyince, Şevki Ege'nin kompozisyonu bir kenara itildi.
Sonraları , GS amblemi doğdu ve benimsendi.

Suat Başar,Galatasaray
ambleminin nasıl doğduğunu şöyle anlatıyor:

Yıl 1923…

O yıl biz
"cinquieme" da, yani lise 1' deydik. Arkadaşlarımızdan 74 Ayetullah Emin, sıra
arkadaşı Şinasi (Şahingiray), ile birlikte her hafta "Kara kedi" %90 nispetinde
Ayet'in inci gibi el yazısı ile yazılmıştır. Ayet, bir taraftan mecmuasının
yazılarını temize çekerken, bir yandan da sahifelerini ve bilhassa kapak
vazifesi gören ilk sahifesini süslerdi. Bir defasında bu kapakta hepimiz basit
fakat zarif çizilmiş bir "Gayin -Sin" gördük. Kırmızı Gayin' ın içine sarı bir
"Sin" oturtulmuştu. Hendesi çizgilerle ve muayyen ölçülerle resmedilmiş olan bu
şekil , kulübümüzün, yalnız kulübün değil, bütün Galatasaray ' lılığın remzi
olacaktı. Ama, her şeyden evvel bu şekli kulübün kongresine teklif etmek
lazımdı. Bu teklifi kim yapacaktı? Tasarladığımız arkadaş çekingendi ve kongre
günü yaklaşıyordu. Nihayet o gün geldi. 1923 yılında, bir gün mektebin resim
sınıfında kalabalık bir kongre toplandı. Ne ateşli, ne heyecanlı bir kongreydi
o. Kimler yoktu ki? Belli ki Galatasaray yeni hamlelere hazırlanıyor, spor
sahasında yeni inkilaplar yapacak, memlekette yeni çığırlar açacak. Teklifler ve
kararlar bibirini kovalıyor. Şinasi arkadaşımız Ayet'den "Gayin-Sin" resmini
almış, kongreye teklif edecek, ama o da çekingen,arka sıralarda oturmuş
bekliyor. Nihayet Şinasi'nin yanında oturan Dr. Namık (Canko) merhum , söz alıp
ortaya çıktı ve:

Arkadaşlar, genç kardeşlerimizden Şinasi Reşit,
kongremize bir rozet şekli getirmiş, kulübümüzün remzi ven rozetimizin şekli
olarak kabul edilmesini teklif ederim, dedi. Büyük bir resim kağıdına çizilmiş
ve renklerimizle boyanmış "Gayin-Sin" i ortaya çıkardı. Teklif alkışlar arasında
ittifakla kabul olundu. Ayet, yalnız eski harflerle "Gayin-Sin" çizmekle
kalmamış, aynı uslupla bir de "GS" yaratmıştı. Bunların asılları Ayet'in
Şinasi'nin yardım ile çıkardığı haftalık el yazısı "Kara Kedi" mecmuasındadır.
"Gayın-Sin" ilk defa 1925 de kurulan Galatasaray talebe sandığının hazırladığı
mektup, kağıt ve zarflarına basıldı. Yine, 1925 de kabul edilen lise kasketine
ve daha sonra lise ceketlerine işlendi. Bazı imkansızlıklar, rozetin yapılmasını
geciktiriyordu. Nihayet bunu da sıra gelince, şekiller o zaman eski İpek
sinemasının kapısındaki dükkanlardan birinde Besim Koşalay ile birlikte tuhafiye
mağazası açan Nihat Bekdik'e verildi. Bir aksilik eseri bunlar kayboldu. O
zamanki İdare Heyetinin bastırdığı matbualarda ve yaptırdığı rozetlerde Ayet'in
eseri biraz şekil değiştirdi. GS nin yaratıcısı Ayet Emin'i 29 eylül 1931 de
toprağa verdik. Dr. Namık ağabeyimiz 1933 yılında aramızdan ayrıldı. Allah
Şinasi Şahingiray arkadaşımıza uzun ömürler versin. GS yi gördükçe, her üçünü
hatırlar, ebediyete tevdi ettiklerimizi rahmetle
yadederim.



Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ü "bir takım
taraftarı" yapmak çabaları, tarihin gerçekleri karşısında her zaman hüsrana
uğruyor.Ulusların yaşamında çok az sayıda kişi önder niteliğini kazanmış ve tüm
ulusa mal olmuştur. Bu nitelikteki kişilerin kayıtlı belgeler olmadan sözel
tanıklıklara dayanarak birtakım alanlarda tüm ulusun aidiyetinden koparılıp bazı
camialara mal edilmesi yanlış bir tutumdur. Bu kişiler tarihsel özellikleriyle,
kişiler, topluluklar, gruplar ve camialar üstüdür. Bunun tersini savunmak kişi
ve camialara bir öncelik kazandırmayacağı gibi, toplumsal boyutta da onarılmaz
yaralar açar. Bunun bilincinde olan gerçek önderler de, toplumun tümünü
kucaklamayan ve kurucusu olmadıkları ya da arasında yer almadıkları oluşumlara
katılma konusunda büyük hassasiyet gösterirler. Mustafa Kemal Atatürk bu özeni
göstermemiz gereken kişilerin başında gelir.

Atatürk'ün Galatasaray
camiasıyla olan ilişkisi, Galatasaray Lisesi'ni 2 Aralık 1930, 28 Ocak 1932 ve 1
Temmuz 1933 tarihlerindeki ziyaretleriyle somutlaşmıştır. Çok yakın bir tarihte
yitirdiğimiz ve bugün örneğine pek rastlanmayan "dinozor" gazeteci Metin Toker'
in sözleriyle

"Hiçbir lise Atatürk'ten böyle bir ilgi
görmemiştir...Galatasaray, sadece 'Türkiye'nin' Batı' ya açılan penceresi'
değil, Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden, belki de en önemlisi laisizmin
kilometre taşlarından biri olmuştur.

Nasıl Harp Akademisi, Harbiye ve
Mülkiye sıradan eğitim müesseseleri sayılmazsa Galatasaray da sıradan bir lise
sayılamaz."

Evrensel bir sevgi

Galatasaray camiasının Atatürk'e
karşı duyduğu sevginin evrenselliği 956 okul numaralı Celalettin Som' un
satırlarında çarpıcı bir biçimde dile gelir:

"Galatasaray Lisesi 7.
sınıftaydım. Sınıf, müdür merdiveni karşısında, ön avluya bakan, müdür odasından
sonraki ilk sınıftı. Beyoğlu Caddesi'nin bütün gürültüsü duyulurdu. İlk dersimiz
Fransızcaydı. Hocamız Monsieur M. Journé anlatıyordu...Birden bütün sesler
sustu...Koyu sessizlikte mektebin önünde virajı alan tramvayın acı çığlık sesine
benzeyen demir tekerleklerin raylara sürtünmesinden çıkan ses kulaklarımızda
çınladı...M. Journé ders anlatmayı kesmiş, başını elleri arasına almış
ağlıyordu!..Tarih 10 Kasım 1938 saat 9'u 5 geçiyordu...ATATÜRK vefat etmişti."
İşte o günlerde evrensel ve toplumlar üstü bir devlet adamına karşı duyulan
evrensel sevgi budur.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://kemalist.nforum.biz
Kemalist
Admin
Admin
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 389
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 11/06/08

MesajKonu: Geri: Galatasaray   08.06.09 9:27

Galatasaray Lisesi'ni İlk Ziyareti

1930 yılında dünyanın
ve Türkiye'nin, siyasal ve toplumsal konjonktürü oldukça hareketlidir. Atatürk
18 Kasım'da bir yurt gezisine çıkar ve İstanbul'a döndükten sonra bazı okulları
ziyaret ve teftiş eder. Devletin resmi yayın organı Ayın Tarihi mecmuası bu
olayı şöyle anlatır (cilt 23-24, sayı 79-81, sayfa 6630-6631):


"3.12.1930; Reisicumhur Gazi Hz. saat ikide otomobille saraydan hareket
ederek sıra ile Harp Akademisi, Mülkiye ve Harbiye Mekteplerini...buradan
Galatasaray Lisesi'ni teşrif ettiler.(...) Galatasaray Lisesi'nde kütüphanenin
hatıra defterini imzaladılar. Daha sonra müdür odasında bir müddet oturarak
mektebin vaziyeti umumiyesi ve talebenin durumu hakkında konuştular. İmla, resim
ve lisan derslerinde bulundular, mektep müdüründen uzun uzadıya izahat
aldılar..."

Şimdi devlet arşivlerinden edinilen bu kuru ve nesnel
bilgilerin yanına çağdaş yazınımızın öykücülüğünün ve tiyatro yazarlığının bir
klasiği olan, benzersiz kurgu işçiliğinin yanı sıra edebiyatımıza 'humour'
denilen ince alayı ve gözlem gücünü de kazandıran ve bir Galatasaraylı olan
ustanın kalemine, Haldun Taner'in gözlemlerine başvuralım ve bu ziyareti bir kez
de onun anlatısından dinleyelim:

Şarklıların Efsaneye
Düşkünlüğü

"Ya sekizde ya dokuzda idik. Demek ki otuz, otuz bire
rastlıyor. Mektepte bir telaş, bir kıyamet. Taş tablolar boyanıyor, yıkık yerler
sıvanıyor. Meğer Gazi Paşa gelecekmiş. İdare her sınıfa Afet Hanımın, baskısı
henüz bitmemiş Yurt Bilgisi kitabından üçer nüsha dağıttı. Talebeler kımlanıyor:
'Ah bir bizim sınıfa girse.' Hocalar başka gûna: 'Allah vere bizimkine girmese.'
(...) Atatürk'e bakıyorum, resimlerinde sık sık gördüğümüz pozlarından birinde:
Sol elinin iki parmağını üst yelek cebine takmış, başı hafif öne eğik, çatık
kaşları ve o meşhur bakışıyla gözünün üstünden müdüre bakarak anlattıklarını
dinliyor. Biz Şarklılar neden ille her şeyi büyütüp efsaneleştiririz. Aklı
başında insanlardan duymuştum: 'Bakılamıyor efendim,' diyorlardı. 'İmkânı yok
gözlerine bakılamıyor. Çenesine kadar hadi neyse ne ama, başınızı daha yukarı
kaldırdınız mı, gözleriniz iki kuvvetli projektörle karşılaşmış gibi kamaşıyor,
çarpılıp sersemliyor, bir şeyler oluyorsunuz.' Ben bunu duydum ya, şimdi
korkudan başımı kaldırıp da yüzüne bakamıyorum. Bütün görebildiğim: Saatinin
kösteği, yeleği, sol elinin yelek cebine dalmış iki parmağı, kolalı devrik
yakası, hadi bilemediniz biraz da çenesinin ucu...Hepsi bu kadar. Ama çocukluk
işte, şeytan dürttü. Ya herrü ya merrü deyip birden daha yukarı bakıverdim. A,
ne kamaşma ne çarpılma, işte pekala bakılabiliyordu. Hatta müdür de
bakabiliyordu. Hoca da bakabiliyordu.

Bu Gözlerden Hiçbir Şey
Kaçmaz

Gerçi projektör, şimşek filan edebiyat ama, şunu söylemeli ki, bu
bakış pek öyle herkesin bakışına da benzemiyordu. Bu gözler bir yere bakıyor ama
baktığı şeyden çok daha gerileri çok daha derinleri görüyor gibi idiler. O gün,
orada, onun karşısında çocuk kafamın koyduğu ilk teşhis şu oldu: Bu gözlerden
hiçbir şey kaçmaz arkadaşlar. Bu adam kandırılamaz, aldatılamaz. Bu adam
mugalataya, laf cambazlığına pabuç bırakmaz. Bu adam, bilmek için öğrenmiş
olmaya ihtiyacı olmayan, bildiğini bilen, bilmediğini de şıp diye sezen bambaşka
bir insandır(...) Atatürk mektepten ayrılmak üzere iken paydos trampeti
çaldığından hepimiz bahçeye boşandık. Rahmetli, maiyetindeki mutat zevata bir
şeyler söyledikten sonra talebe kalabalığının ortasına dalıverdi. O, tek başına,
ortamızda, maiyetindeki zevat ise geride, çok geride, mektebin iki kanadı da
açılmış cümle kapısına doğru yürümeğe başladık. Atatürk, yüzünü daha iyi
görebilmek için yengeç gibi yampiri yampiri hatta gerisin geri yürüyen bir sürü
çocuğun arasında, iki eli ceketinin iki yan cebinde, gururlu ve gülümser
ilerliyordu. Büyük kapının önüne binlerce meraklı birikmişti. El ele vermiş
polisler kaldırımlardan taşan halk kitlesini zor zaptediyorlardı. Karşı
apartmanların her bir penceresinde ben diyeyim, on, siz deyin yirmi baş. Atatürk
görününce bir alkış koptu. Aklımıza gelmiş gibi biz de onlara uyduk. Atatürk bu
alkışlar arasında otomobiline bindi (...) Akşam, etütte yoklama yapılınca, o
kargaşalıkta iki açıkgöz arkadaşımızın neharilere karışıp mektepten kaçtıkları
anlaşıldı. Geçmiş zaman, kendilerine idarece bir ceza verildi mi idi, pek
hatırlamıyorum. Galiba, bu tarihi günün yüzüsuyu hürmetine, Beyoğlu'nda sürtüp
durdukları yanlarına kâr kaldı idi. E, artık o kadar da olmasın
mı?"

İkinci Ziyaret

Mustafa Kemal, 28 Ocak 1932 Perşembe günü
Beyoğlu'nda otomobille çıktığı bir gezinti sırasında saat 16'da Galatasaray
Lisesi'ni ikinci kez ziyaret ederek onurlandırmıştır. Lisedeki tarihi Tevfik
Fikret salonunda verilen bir müsamereyi izlemiş ve oyunda rol alan öğrencilere
övgüler yöneltmiştir. Niyazi Ahmet Banoğlu'nun "Atatürk'ün İstanbul'daki Hayatı"
adlı yapıtında bu ziyaret hakkında bilgi verilmektedir.

Üçüncü
Ziyaret

Atatürk'ün Galatasaray Lisesi'ne üçüncü gelişinin tarihi 1 Temmuz
1933'tür. Gazi bu gelişinde öğrencilerin Tarih-Coğrafya-Yurt Bilgisi grubundan
geçirdikleri orta mektep bakalorya sınavlarına bizzat katılmış ve çeşitli
sorular sormuştur. Maiyetiyle (Riyaseticümhur Katibi Hikmet (Bayur), Başyaver
Celal, Yaver Şükrü ve Cevdet Beyler ve Muallim Afet Hanım) Lise' ye gelen
Atatürk talebenin alkışları arasında Müdürlük odasına çıkmış, burada müdür
Tevfik Bey ve öğretmenlerle okul hakkında görüştükten sonra doğruca imtahan
odasına girmiştir.

İlhan E. Postacıoğlu'nun anılarından Gazi'nin imtahan
odasına girdiğinde sınavdaki öğrencinin Bandırmalı Ahmet olduğunu öğreniyoruz.
Ardından Serbest Fırka'nın kurucusu Fethi Okyar'ın oğlu Osman (Okyar) sınav
odasına alınır. Sınavdan çıkan Osman Okyar'a Atatürk tarafından babasına selam
söylendiği öğrenciler arasında hızla yayılır ve büyük bir memnuniyet uyandırır.
Atatürk'ün Galatasaray Lisesi öğrencilerine yönelttiği bazı sorular şunlardır:
Atilla'nın Romalılar'la ilk harbi; Sevr muahedesiyle, Lozan muahedesi arasında
ne gibi farklar vardır?; Eti medeniyeti; Devletçiliğin ve fertçiliğin
mukayesesi; Şimendifer siyasetimiz; Malazgirt Meydan Muharebesi; Din ve laiklik
üzerine sorular; İspanya yarımadası; Mudanya Mütarekesi; Bizanslılarla Türklerin
ilk temasları; Referandum ve halk oylaması vb. Sınavlar gecenin ilerleyen
saatlerine kadar sürmüş ve Atatürk Galatasaray Lisesi'nden memnun kalarak
ayrılmıştır. Dönemin okul müdürü olan Tevfik Ararat o günün izlenimlerini şu
sözlerle anlatır:

"1 Temmuz 1933, Galatasaray Lisesi'nin yaşadığı en
büyük gündür; o gün Gazi Hazretleri, müessemizde beş saat bir çeyrek saat
kalmışlar, ve birinci devre Tarih-Coğrafya-Yurtbilgisi mezuniyet imtahanlarına
giren talebemizden dokuzunu imtahan etmek lütfunda bulunmuşlardır. Galatasaray
Lisesi, bundan sonra, o unutulmaz günü her sene anmak ve tekrar yaşamak için
aynı devrenin aynı imtihanlarını daima aynı güne koyacaktır."


[/b]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://kemalist.nforum.biz
umut_barışı
Admin
Admin


Erkek
Mesaj Sayısı : 431
Yaş : 26
Nerden : İst/Yenibosna
Kayıt tarihi : 28/02/09

MesajKonu: Geri: Galatasaray   08.06.09 9:44

Gerçekten Galatasaray camiası önemli bi camia umarım seneye teknik trektör bi işe yarar yoksa herzaman giden geleni aratıcakmı bunu hep birlikte görücez
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.aleviyiz.org
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Galatasaray   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Galatasaray
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Mustafa Kemal Atatürk :: Spor Bölümü :: Galatasaray-
Buraya geçin: